Hayatınızı “Yavaşlatın!”

zaman-yönetimi

 

Farkında mısınız?  Hiçbir şeye yetişemiyoruz? Hep işimiz var. Yapmamız gereken birçok şeye sıra gelmiyor. Artık buna dur demenin zamanı gelmedi mi? Buna dur demezsek rüzgârın sürüklediği kuru yapraklar misali savrulmaya devam edeceğiz. Bu kısa ömrümüzde hayatı savrularak geçirme lüksümüzüz olmadığını düşünüyorum.

Yapmamız gereken durmak”, “bir süre beklemek” ve hayatı yavaşlatmak.

Kendimizi bilemek için bu durağanlığa ulaşmamız gerekiyor. Peki neden duramıyoruz ve sürekli bir acele halindeyiz? İşte bu -adına ne derseniz deyin- günümüz dünyasının / kapitalizmin / hayat gerçeklerinin en büyük oyunu. İşte bu oyunun farkına varırsak bıçağımız daha keskin olacak ve zamanımızı daha iyi kullanmaya başlayacağız.

Gelin birlikte bu oyunu bozalım. Kendi çapımda yaptıklarımı ve yapmaya çalıştıklarımı sizinle paylaşmak istedim.

İşlerinizi Daha Pratik Şekilde Yapmanın Yollarını Arayın

Öncelikle yapmamız gereken işler listesine bakacak olursak; teknoloji kolaylaştı, ulaşım arttı, hızımız arttı dedikçe aslında daha fazla çalışıyor daha fazla emek harcıyoruz. Dün gidebildiğimiz en uzak mesafe 100 km ötedeyken bugün dünyanın 7 kıtasına ulaşabiliyoruz ve bu bize daha fazla iş olarak geri dönüyor.  Bu kadar fazla işi yönetmeye çalışırken bir noktadan sonra artık “Bıçağımız” köreldiği için kesmemeye başlıyor ve biz bıçağımız bilemek için bile dur(a)mamaya başlıyoruz.

Çözüm bulmak için çalışsak sürekli zaman harcadığımız birçok problemden kurtulacağız aslında. Örneğin; Her ay rutin olarak fatura ödeme işleri için harcadığımız zamanı basit bir ödeme talimatı vererek kendimizi artık bu yükümlülükten kurtarabiliriz. Ofis programlarını iyi bilmediğimiz için her defasında yarım saat kaybederek yaptığımız iş için temel bir eğitim alarak olması gerekenden daha hızlı iş yapmamız mümkün.

Başka bir konuda görev ve sorumluluk paylaşımı meselesi. Bazen özel ve iş hayatımızda yapmamamız gereken birçok şeyi kendi üstümüze görev olarak alıyor ve bu şekilde hayatımıza devam ediyoruz. Özellikle eşlerin ikisinin de çalıştığı bir düzende ev ve çocuklar için yapılması gereken şey bir o kadar fazla iken gereken zamanda ters orantılı olarak o kadar az alıyor. Eşler arasında iyi bir görev paylaşımı yapmak bu noktada çok kritik hale geliyor. Bu başka bir yazının konusu ama geçimde bir sıkıntı olmayacaksa anne evin içişleri ile ilgilenirken Baba evin dış işleriyle ilgilenecek ki bu şekilde birçok şeyi yapmaya zaman kalacak. Okul, kreş, bakıcı gibi dertler kalmayacak bir taraftan da eşler birbirlerine daha fazla vakit ayırabilecek. Bu yapılamıyorsa evin içinde ve dışında kadın erkek sorumlulukları net olarak paylaşacak. Çocukla ilgilenmek sadece annenin görevi olmayacak. Pazar alışverişi sadece kocanın sorumluluğunda olmayacak. Örnekler çoğaltılabilir, sonuç olarak sürekli yaptığımız işleri daha pratik ve daha kolay biçimde yapmanın yolunu bulmak bize daha fazla vakit kazandıracak.

Bu pratik yolları bulmak için de yavaşlamak ve üzerine biraz düşünmek gerekiyor… Burada yapmanız gereken şeyleri hatırlatacak bir uygulama tavsiyesi de vereyim. Programın adı “Wunderlist”. Bu program basit ve ücretsiz hatırlatma programı. Sürekli kullanıyorum ve hayatıma çok fazla değer kattığını söyleyebilirim. Bu programa “Arkadaşınıza hediye al”, “Kitap oku”, “Kapadokya’ya git” , “Anne ve Babanı ziyaret et”, “Kirayı öde” gibi gerçekten yapmanız gereken ve sevdiğiniz şeyleri not alın. Uygulama bu hatırlatmaları sizin belirlediğiniz sıklıklarla hatırlatıyor. O gün yapmanız gereken aktiviteleri size söylüyor. Aynı zamanda bu aktiviteleri program üzerinden başkaları ile de paylaşmanız mümkün. Market Alışveriş listesini bile eşimle bu program üzerinden takip ediyoruz.  Kontrolünüzü kaybettiğinizde bir anda önünüze gelen bu tarz küçük hatırlatmalar sizin kendinize gelmenize ve neyi yapmanız gerektiğine yardımcı olacaktır.

Her şeyi bilmek ve takip etmek zorunda mısınız?

Her gün haber / gazete takip edenlerden misiniz? Bir zamanlar bende öyleydim. Kendinizi tüm dünyada olanı biteni bilmek zorunda hissediyorsunuz ama inanın böyle bir mecburiyetiniz yok. Dünyadaki ve Türkiye’de ki siyasi krizler, ekonomik kavgalar hiçbir zaman bitmeyecek. Bu boş tartışmalardan artık sıyrılın. Ailenizle ve arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde siyasetten çok daha güzel konuşacak şeyler var. Öyle bir hale geldik ki günümüzde siyaset yüzünden akrabalık ve dostluk ilişkileri zedelenir hale geldi.

Cep telefonu diye bir şey yokken de yaşıyorduk ama bugün cep telefonu olmadan neredeyse yaşayamayacak insanlar haline geldik. Artık internet var ve her şey çok çok daha fazla ulaşılabilir durumda. İletişimin artması elbette güzel bir şey ama bir yere kadar… Bir noktadan sonra buna dur demek ve kendimize bakmak gerekiyor. Hiçbir zaman umurumuzda olmayacak hayatımız boyunca işimize yaramayacak bilgi çöplüğünün içinde yaşıyoruz. Yoldan geçtiğimizde selam vermeyeceğimiz insanların dertleriyle, problemleriyle vakit harcıyoruz. Sosyal Medya’da “gerçekten” ne yaptığını ve ne söylediğini önemsemediğiniz insanları takip etmeyin. O kişinin tatilde ne yaptığı, bugün kiminle olduğu, nereye gittiği sizi ilgilendirmiyor. Öyleyse o kişiyi hayatınızdan çıkarın. Sosyal Medyayı daha kontrollü kullanın. Kişileriniz ve takip ettiklerinizi gözden geçirerek bu işe başlayabilirsiniz.

Diziden, Filmden, Oyundan ve Survivor’dan kurtulun

Birçok insan bugün vazgeçilmez şekilde takip ettiği tüm hayatını buna göre planladığı dizileri var. Bu problem bir dönem benimde içine düştüğüm girdaplardan biriydi. Lost, Prison Break, Kurtlar Vadisi gibi dizileri izlemek için harcadığım saatlere inanamazsınız. Bir keresinde Prison Break dizisini gece 11’de izlemeye başlayıp sabah 5’e kadar izlediğimi hatırlıyorum. Dünya ile bağlantımı resmen kaybetmiş ve dizinin içinde yaşamaya başlamıştım. Eğer sizde benim bir zamanlar olduğu gibi kendinizi kaptırmış durumdaysanız hemen bundan kurtulmanın yoluna bakın. Şu anda izlediğim takip ettiğim bir dizi bile yok. Bu cümleyi söyleyince Diriliş’i de mi izlemiyorsun diyorlar? Evet Diriliş’i de takip etmiyorum. 🙂 Bazı arkadaşlarım bu vakit kaybını yaşamamak için evlerine televizyon olmadan yaşıyor. Burada söylemek istediğim hiç dizi, film izlemeyin demek değil. Ama kendinizi bu programlara, oyunlara göre planlıyorsanız burada bir yanlışlık var demektir. Artık insanlar dizi takvimine bakıp misafirliklere buna göre gidiyor, işlerini ve görüşmelerini oyuna, tv programına göre ayarlıyor durumda. İstediğiniz programı sonradan izleme seçeneği varken niye çarşamba gecenizi çocuğunuzla geçirmek varken hala aynı gün aynı saatte dizi izliyorsunuz?

Burada Survivor’a ayrı başlık açmam gerekiyor. Çünkü etrafımdaki büyük çoğunluğun survivor bağımlısı olduğunu görüyorum. Burada Acun Ilıcalı’yı da ayrıca takdir ediyorum. Herkesi televizyona kilitleyecek programlar yaptığı bir gerçek. Bir dönem herkesin deli gibi izlediği Kutu açma yarışması -Var mısın Yok musun? – programını hatırlarsınız. Kimsenin neden izlediğini anlamadığım bu program reyting rekorları kırıyordu. Allah’tan ondan kurtulduk. Fakat şimdi Survivor devam ediyor. Sonrasında Yetenek yarışması olacak ve sonu gelmeyecek.  Soruyorum size? Kutuyu büyük hissettiniz de ne oldu? Adadan ayrılan kişi bu hafta gönüllülerden olunca ne değişti hayatınızda? Yetenek yarışmasında izlediğiniz köpeğin yeteneğinden bir fayda gördünüz mü? Herkes çok izliyor diye bir program çok reyting yapıyor diye sizde o programı izlemek zorunda değilsiniz. Bunu bilinçaltınıza söyleyin lütfen.

Benzer durum bugün bilgisayar ve cep telefonunda oynanan oyunlar için de geçerli. Bulduğunuz her boş vakti “Candy Crash”, “Angry Birds” oynayarak geçirmeniz size nasıl bir fayda sağlıyor? Lütfen bu soruları kendinize bir kez daha sorun. Bana göre bu tarz programlar / oyunlar, insanlar için uyuşturucudan daha farklı bir şey değil artık. İzlediğiniz / Oynadığınız esnada size her şeyi unutturan ve daha fazla kendine bağlayan ve sonunda zarar veren bir çeşit uyuşturucu.

Az Uyku Uyuyun

Başarılı insanların hayatlarını incelediğinizde başarılarına dair değişik farklı yol ve yöntemler görebilirsiniz. Fakat hepsi için ortak olan tek bir konu var. O da tüm bu insanlar uyku süreleri konusunda çok titiz ve güne erken saatlerde başlıyorlar.  Günde 8 saat uyku uyuyan birisinin ömrünün üçte birinin uykuda geçtiğini düşünürsek uykuya sadece bize yeterli olacak kadar vakit ayırmak gerektiği ortaya çıkıyor. İşe gitmek için normalde kalktığınız saatten 1 saat önce kalkmanız ya da normalde gece yatacağınız saatten 1 saat geç yatmanız, yapmaya fırsat bulamadığınız bir çok şey için size ekstra zaman sağlayacak. Ben şu anda hafta içi ve hafta sonu uyku saatimi maksimum 6 saat olarak planlamış durumdayım. Başlangıçta alışmak zor oldu ama bu durumda kendime çok daha fazla vakit ayırabilecek seviyeye geldim. Bir çok hobimi ve yapmak istediğim şeyi yapacak zamana sahip oldum.

Sürekli Plan Yapmayın

Benim gibi hem iş hayatında hem de özel hayatta planlı yaşayan bir insansanız ve birden fazla şeyi bir arada yapmaya çalışıyorsanız bazı günler kendinizi ödüllendirin ve o güne özel hiçbir şey planlamayın. Canınızın istediği, uzun süredir yapamadığınız bir şeyi yapmaya çalışın. Bir yolculuğa çıkın mesela. Gezmek görmek istediğiniz yerleri seyahat edin. Uzun süredir okumayı istediğiniz kitabı okuyun. Sadece Ailenizle olacağınız bir gün geçirin. Bu şekilde bir planla hareket etmek, Koşuşturma halinden, durmaya, kendinize bakmaya ve sizin için neyin önemli olduğunu anlamanıza yardımcı olacak.

İçinize Dönün

Bu söz bana ait değil. Ama tam nokta atışı söylenmiş vurucu bir söz.  Çok sevdiğim bir şair olan “Cahit Zarifoğlu’na” ait bir söz. Bu sözü başlangıçta anlamak zor olabilir. İnsanın içine dönmesi demek aslında aynı zamanda kendini görmesi demek çünkü. Başkalarıyla uğraşmaktan vazgeçip kendisiyle, kendi problemleriyle ve eksikleriyle uğraşması demek. Bu hayatta ki en zor fiillerden biri insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Kendimizi her zaman çok iyi, çok doğru ve her şeye layık görürüz. İşte bu yüzleşme kısa ve ölümlü hayatta kendinize gelmenizi sağlar. Bu durumun birebir karşılığı olmasa da tasavvuf ekolündeki “rabıta” da insanın içine dönmesi için bir yöntemdir esasında. Manevi olarak Mürşidin karşısında oturduğunu düşünüp ondan gelen ilhamla kalbini kötülüklerden arındırarak, güzelliklerle ve bu hayatta olması gereken şeylerle doldurmak.  Günde kendimize 10 dakika ayırarak bu düşünme seanslarını yapmamız lazım.

Şöyle bir alışkanlık edinmenizi tavsiye ediyorum. Sizin de tek başına içinize dönebildiğiniz bir mekânınız olsun.  Bu alışkanlık aynı zamanda Peygamberimizin (s.a.v.) peygamberlik gelmeden önce yaptığı bir alışkanlıktı. Efendimiz zaman zaman Hira Mağarasına gider orada tefekkürde bulunurmuş. Size önerdiğim alışkanlık da bunun bir türevi aslında.

Bu mekâna yanınızda kimse olmadan yalnız gidin. Bu yer basit bir çay bahçesi, sokaktaki bir bank, çimenlerin üzerinde oturabileceğiniz bir park, güzel bir manzarası olan bir pencere olabilir. Buraya gittiğinizde hayat yavaşlasın, tek başınıza olun ve içinize dönün… Emin olun işe yaradığını göreceksiniz. Hayatınızdaki öncelikleri daha iyi bilecek, rüzgârın savurduğu birisi değil, rüzgârı arkasına alıp yol alan bir kaptan olacaksınız.

Bana soracak olursanız; bu sınırlı ve sonu ölümle bitecek olan hayatta yaşadığımız zamanı kontrol etmek ve içimize dönmek zorundayız.

Bu bir keyfiyet değil mecburiyettir…

Selametle…

 

 

Reklamlar

Yayınlayan

aggenc

Neyi aradığını bilmeyen, neyi bulduğunu anlayamaz.

“Hayatınızı “Yavaşlatın!”” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s