Tüm Okulları Kapatalım!

Öğretmen değilim fakat yıllar boyu dernek ve vakıflarda çocuk ve gençlere yönelik organizasyonlar yapmış, hala sırf keyif almak için 2. üniversiteyi okuyan, her gün eğitmek ve eğitilmek üzerine kafa yoran bir kişi olarak benim de bazı fikirlerim var.

tasinma-sonrasi-okul-nakli-nasil-yapilirİnsanların genel olarak üzerinde hemfikir olduğu çok az konu vardır. Herkesin aynı görüşte olduğu konulardan birisi de herkesin eğitim alması gerektiğidir. Fakat asıl tartışma bundan sonra başlıyor. Nasıl bir eğitim olmalı? diye sorduğumuzda cevaplar bir anda farklılık göstermeye başlıyor. Genel eğitim sistemimize bakacak olursak, neredeyse her yıl eğitim sisteminin değişmesi, bu farklılığın anlaşılmasında bizim için gayet güzel bir örnek.

Elbette her kesimin kendine göre bir doğrusu var ve bu şekilde eğitimler yapmaya çalışıyor. Ben de birkaç yazı dizisinden oluşacak bu yazılarda kendi bakış açıma göre eğitim sistemini değerlendirmek ve önerilerimi sunmak istiyorum. Öğretmen değilim fakat yıllar boyu dernek ve vakıflarda çocuk ve gençlere yönelik organizasyonlar yapmış, hala sırf keyif almak için 2. üniversiteyi okuyan, her gün eğitmek ve eğitilmek üzerine kafa yoran bir kişi olarak benim de bazı fikirlerim var. Bu konu herkesin katkı sağlaması gerektiğine inandığım bir mesele. Doğruyu da ancak kolektif bir bilinç oluşturarak bulmamız mümkün olacaktır.

Konuya girmeden önce temel doğruları bir kenara yazalım.

Eğitim nedir: Belli bir bilim dalında / belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi.

Eğitimin amacı nedir: Düşünmeyi bilen, doğru bilgiye hızla ulaşabilen, öğrenen ve öğrenmeyi öğrenen kişiler yetiştirmek. Kişiyi hem kendisi hem de toplumu için değer yaratacak düzeye getirmek.

Eğitimde Mevcut Durum

Ne yapmamız gerektiğini anlamak için öncelikle ne yaptığımızı anlamak gerekir. Bu yüzden mevcut durum analizi ile başlayalım. Yapılan eğitimlerin çıktılarını, genel olarak bakarak iyi-kötü şeklinde sayısal ifade etmek çok zor. Okulların bu değerlendirmeyi nasıl yaptığına baktığımızda karşımıza sınav sistemi çıkıyor. Bir şekilde sıralama yapmak gerektiğinden sınavlarda alınan sonuçlara göre öğrencinin başarısı değerlendiriliyor.

Toplumun doğru olarak ortaya koyduğu konulara göre kişinin ne kadar eğitimli bir insan olduğunu tespit etmek mümkün değil. Soyut kavramı somutlaştırmak gerekiyor. Bu durum sadece bizde mi böyle? Hayır. Sadece bizim için değil genel olarak dünyaya baktığımızda da bu şekilde bir ölçüm sistemi mevcut. Bizim ölçümlediğimiz ve temel olarak konuştuğumuz konu ise aslında “öğretim”.

Devletin belirlediği “öğretilecekleri” öğrencinin ne kadar “öğrendiğini” ölçmek. İşte bu yüzden Mevcut durumu değerlendirmek için halihazırda yapılan sınavlara ve sınav sonuçlarının istatistiklerine bakmak gerekir.

Son yapılan 2017-YGS Sınavı istatistiklerine birlikte bir göz atalım.

Buna göre bu yıl sınavı geçerli olan 2.124.412 öğrenciden barajı aşan öğrenci sayısı 1.846.815 olmuş. Bu hesaba göre yaklaşık 277 bin öğrencinin barajı geçemediğini görüyoruz. Bu öğrencilerinin 38 bin kadarının 0 puan aldığını ayrıca belirtelim. Girdikleri alanları göre ortalama doğru sayıları aşağıdaki gibi verilmiş

image

Bu tabloya bakacak olursak Temel Matematik ve Fen Bilimleri ortalaması 40 soruda ortalama 5 doğru olduğunu görüyoruz. Bu tabloyu okuduğumuzda Türkiye’de bilimsel alanda başarılı olmanın neden zor olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Bu iki dersin arka planında analitik düşünmenin ön planda olduğu düşünülürse, bu durumda problem çözebilen, sorunlarla karşılaştığında yöntem bulabilen bir neslin gelmediği anlaşılacaktır.

Esas anlamamız gereken mesele doğru şekilde eğitim vermediğimiz öğrencileri doğru şekilde eğitemediğimizdir. Burada daha da üzücü olan bu durumun geçmiş yıllara göre daha kötü hale geldiğidir. Her geçen sene girdiği sınavdan 0 puan alan öğrencilerin sayısında artış var.

Eğitim sistemini anlayabilmek için diğer bir önemli veri de PİSA Araştırmaları. OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 3 yılda bir yapılıyor. 15 yaşında Lise öğrencileri bu sınava katılıyor. 72 ülke, 540.000 öğrenci, Fen Bilimleri, Okuma ve Matematik alanlarında teste giriyorlar. Bu araştırma OECD ülkelerindeki eğitim kalitesini göstermesi açısından çok ciddi bir gösterge.

PISA Araştırma Sonuçlarına Baktığımızda da aşağıdaki tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu listeye göre Türkiye ne yazık ki sıralamanın çok çok altlarında. Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri ile bu sonuçlar arasında çok güçlü bir korelasyon olduğunu görüyoruz.

unnamed

Fikir vermesi için bu sınavlarda sorulan bir kaç soruyu da aşağıda görebilirsiniz. Temel amaç okuduğunu anlama, yorumlayabilme ve çeşitli çıkarımlarda bulunarak sonuca gitme yeteneğini saptamak. Bu sınavın temel amacını bilgi seviyesini ölçmek değil, öğrencilerin öğrenme yeteneklerinin tespit etmek olarak düşünebilirsiniz.

unnamed (1)

unnamed (2)

Pisa sonuçları ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Konuyla ilgili bu yazıyı da detaylı okumanızı öneririm. Sonuçlar hakkında gayet doyurucu bir yazı

Eğer bu sonuçlara göre gerekli önlemler alınmazsa 15-20 yıl sonra geleceğimizin büyükleri yöneticileri olan bu gençler, dünya ile rekabet etmekte zorlanacak ve Ülke olarak gelecekteki hedeflerimize bu şekilde ulaşmamız çok zor olacaktır. Bu bilgileri verdikten ve mevcut durumumuzu ortaya koyduktan sonra yapılması gereken ve değiştirmemiz gereken nedir diye sormak ve bu soruya cevap aramamız gerekiyor.

Okulları Kapatalım!

Evet çözüm yolum bu 🙂 Çok önceleri bir milli eğitim bakanımızın da dediği gibi “Okullar olmasaydı ne güzel yönetirdim”  demeyeceğim elbette. Söylemeye çalıştığım bu değil fakat bugün anladığımız manada okulları artık “kapatarak” yeni bir eğitim modeli oluşturmak gerekiyor.

Burada iyi bir örnek vermek istiyorum. PISA sonuçları gayet yüksek olan ve eğitim alanında çok başarılı olan Finlandiya’daki eğitim sistemini bu çabaya örnek olarak göstermek istiyorum. Aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

Yapılması gereken en önemli şey ezberleri bozmak. Bize düşen başka ülkelerin yaptığını aynen uygulamak değil. Kendi kültürümüze ve değerlerimize uygun olarak sistemi baştan aşağı kurgulamamız gerekiyor. Bende önerilerimi aşağıda sıralamak istedim.

  • Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir zamanda okullardaki eğitimde bilgi vermekten çok, düşünce sistematiği oluşturma ve bilgiye ulaşma yöntemlerini öğretmemiz gerekiyor. Okula giden bir öğrenci için okulda anlatılan bilgiler eskiden çok önemliydi ve sadece okuldaki derste öğrenilebilirdi. Artık aklınıza gelen herhangi bir konuda eğitim videolarına youtube’dan saniyeler içinde ulaşabilirsiniz. Bunu bilen bir öğrenciyi okul için motive etmek giderek zorlaşacaktır. Okullar teoriden çok pratik uygulamaların yapıldığı bir yer haline gelmeli. Aksi halde uzun vadede okula gitmek vakit kaybından başka bir şeye neden olmayacak.
  • Şu anda temel olarak bakılırsa okula gitmenin esas nedeni diploma sahibi olabilmek. İnsanlar bir şekilde diplomaya okula gitmeden sahip olabilse, okula hiçbir şekilde gidip gelmek istemeyecektir. Çünkü istenilen hemen hemen her eğitim internet üzerinden alınabilir hale geldi. Nasıl iş hayatında artık “home office” (evde çalışmak) çalışmak diye bir kavram varsa öğrencilikte de “homeschool” (evde okumak) tarzında bir eğitim modelinin oluşacağını düşünüyorum. Okula gitmeden bazı ders ve eğitimler artık online olarak ve evinden öğrenciye verilebilir hale gelecek. Buna göre hazırlık yapmamız gerektiğini düşünüyorum.  Bu konuda şimdiden Apple, Microsoft gibi firmalar çok ciddi yapılanmalara gidiyor. Okullar tamamen terk edilmese bile yarı zamanlı olarak gidilecek şekilde modeller oluşacağını tahmin ediyorum. Hali hazırda bu işi çok iyi yapan birçok sistem var. Örnek olarak vermek gerekirse Khan Academy, Coursera, Craftsy, Udemy, Edx, Class-Central gibi oluşumlar bu işi dünya çapında çok iyi yapan sistemler ve üniversitelerle okullarla entegre olmuş haldeler. Bugün MIT ya da Harvard üniversitelerinde verilen herhangi bir dersi belli bir ücret karşılığında (çoğu zaman da bedava olarak) oturduğunuz yerden öğrenebiliyorsunuz.  Aynı bu sistemler gibi Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK tarafından eğitim modellerinin ve işbirliklerinin acilen oluşturulması gerekiyor.
  • Eğitimin günümüzdeki en temel problemlerinden birisi de eşit bilgi ve öğrenme seviyesine sahip çocukların aynı sınıfta bir araya getirilemeyişidir. Bu durum da ortalamanın üstündeki ve altındaki okuldan soğumasına ve bu eğitim modelinde başarısız olmasına sebep oluyor. Çocuğun fıtratına göre belirlenen bir gelişim ve eğitim planı yapılmalıdır. Bir çocuğun resme becerisi varken ona müzik aleti çaldırmaya çalışmak işkence yapmaktan başka bir şey değildir. Aynı durum benim için de geçerliydi. Hiçbir zaman resim derslerinden başarılı olamadım ve resim yapmayı sevmedim. Sürekli bu sebeple okulda kendimi mutsuz ve huzursuz hissettiğimi hatırlıyorum. Allah bu konuda bir yetenek ve istek vermemiş ne yapayım şimdi :). İşte bu anlattığım sebeplerden ötürü bize sürekli söylenen “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” sözü havada asılı kalan bir söz olarak zihnimizde yer ediyor. Fatih Sultan Mehmet, Fatih olmadan önce O’na verilen özel eğitimi ve kaliteli öğretmenleri göz ardı edemeyiz. Alınan zahiri eğitimlerin yanında Akşemseddin’in verdiği manevi önderliği yok sayamayız. Aynı fırsatları sunmadığımız çocuklardan Fatih olmasını beklemek en büyük haksızlık olacaktır. Çok iyi bir ölçüm sistematiği kurularak öğrencileri iyi kategorize etmek gerekli. Standart öğrenci sınıfları yerine derse ve öğretmenine göre sınıflar oluşturulmalıdır. Her öğrenciye özel bir eğitim programı oluşturmanın artık bu dönemde kaçınılmaz hale geldiğini düşünüyorum.
  • Burada öğrencilerin durumunu konuştuğumuzdan daha da fazla öğretmenlerin durumunu da sorgulamak gerekiyor. Aynı öğrenci seviyelerindeki dengesizlik gibi öğretmenlerin de öğretme kabiliyetleri arasında çok ciddi farklar var. KPSS ile atanıp “devlete kapağı atan” ve kendini geliştirmeye ihtiyaç duymayan öğretmenlerden, sürekli olarak gelişimi ön planda tutan ve başarısıyla doğru orantılı maaş, takdir ve makam verilen öğretmen sistemine geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anda standart bir öğretmen dünyanın en iyi eğitimini de verse aynı maaşı alıyor. Hiçbir şey yapmayıp okuduğunu öğrencilere not tuttursa da aynı maaşı alıyor. Bu durum eşyanın tabiatına bile aykırıdır. Başarılı ve başarısız olan eğitimcilerin mutlaka ayırt edilmesi gerekiyor.
  • Okullarda okutulan derslerin de tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık biyoloji ve kimyanın yanında biyokimya dersine de ihtiyaç duyuluyor. Ya da çocuğun ilgi alanı tarım ise çocuğa bu yöndeki talebini sağlayacak tarım dersinin açılabilmesi sağlanmalı. Bunun gibi yakın dönemde yeni dersler ortaya çıkacaktır. Örneğin bilgisayar programlama, medikal teknolojiler gibi. Sonuç olarak temel derslerin az olduğu, seçmeli derslerin ise daha fazla olduğu bir yapının ortaya çıkması gerekiyor.

Elbette okullarda yapılması gereken birçok şey var ve eğitim dediğimiz şey sadece okullarla sınırlı değil. İşe yarayacağını düşündüğüm fikir ve önerilerin aklımın köşesinde kalacağına internetin bir köşesinde kalmasını tercih ediyorum. 😊 Bu yüzden paylaşmak istedim. Ailede verilen eğitim ve Okul sonrası eğitim konusuna ise başka bir yazıda değineceğim inşallah…

Başka bir yazıda buluşmak üzere…

Selametle…

 

Reklamlar

Yayınlayan

aggenc

Neyi aradığını bilmeyen, neyi bulduğunu anlayamaz.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s