Gerçekten Mutlu musun? Aradığın Mutluluğu Nasıl Yakalayabilirsin?

Bu yazıda herkesin farklı cevaplar verebileceği bir konuyu yazmak istedim. Yüzyıllardır insanların cevabını aradığı sorular var. Bunların en başında da “mutluluk” geliyor değil mi? Her cinsten, her milletten, her inançtan insan arasında az bulunur ortak paydalardan biri…

Mutlu Olma İsteği…

Tüm savaşlar, kavgalar, mücadeleler, tatiller, evlilikler ve hatta boşanmalar… Hepsi tek bir nedene dayanıyor.

Daha mutlu olmak!

Ömrümüz boyunca yaptığımız davranışların arka planında tek bir neden var. Mutlu bir hayat yaşamak. Öyleyse neden bu kadar uğraştığımız halde mutlu olmayı beceremiyoruz? Niye sürekli bir huzursuzluk hali mevcut?

mutluluk

Çok fazla soru sordum farkındayım. Ama esas problemin kendimize doğru soruları soramamaktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu soruları BM’de (Birleşmiş Milletler) her yıl insanlara sorarak dünya mutluluk endeksini açıklanıyor. Ülkelere göre mutluluk sırası her yıl güncelleniyor. Bu çalışma yapılırken değerlendirme kriteri olarak belirlenen 6 başlık var. Bu başlıklara göre ortalama bir mutluluk haritası ortaya çıkıyor. Örneğin son yayınlanan rapora göre Türkiye bu yıl 69. sıraya yükselmiş. Tabi ki bu durum o ülkede yaşayan insanların mutluluğu ile ille de doğru orantılı değil. Dünyanın en mutsuz ülkesinde bile hala çok mutlu insanlar elbette var. Ya da tam tersi sen öyle diyorsun da Eyy BM ben çok mutsuzum diyenler elbette var. Bu rapor bu sebeple bizim için referans değil. Bu raporu “Mutluluğun” herkesin ortak paydada kafaya taktığı bir konu olduğunun anlaşılması için paylaştım. Detaylı bilgi için buradan raporu inceleyebilirsiniz.

dunyamutlulukharita

Bu raporda fark etmenizi istediğim şey mutluluk kriterleri. Yapılan araştırma bu kriterlere göre ülkeleri sınıflandırıyor. Bunlar temelde mutlu olmanın ön koşulları ve bunlarda ne kadar artış varsa insan mutluluğu o oranda artıyor denebilir.

  1. Özgürlük – (İstediğin hayatı yaşayabilme)
  2. Kişi başına GSYİH (Gayri Safi Yurt içi Hasıla)
  3. Sağlık
  4. Sosyal iletişim (Aile-Arkadaşlık-Akraba İlişkileri)
  5. Cömertlik
  6. Güvenilir İlişki Kurma (Yolsuzluk v.b. şeylerin azlığı)

Bu raporun üzerine Dünya Sağlık Örgütü’nün Dünya İntihar Vakası raporunu da eklediğimizde durum daha karmaşık bir hal alıyor. Aşağıdaki grafikte koyu renk ile belirtilen ülkeler en çok intihar vakalarının yaşandığı ülkeler olarak işaretlenmiş durumda.

dunyaintiharoran

Mutsuzluk ile İntihar oranlarının ters orantılı olmasını bekleriz değil mi? İnsanlar mutlu iken durduk yere intihar edecek değil elbette. Bu iki rapora birlikte baktığımızda durumun hiçte öyle olmadığı anlaşılıyor. İskandinav ülkeleri, Kore ve Japonya gibi ülkeler dünyanın en mutlu ülkeleri iken diğer yandan da dünyada en çok intihar vakalarının karşılaşıldığı ülkeler olarak karşımıza çıkıyor.

Kafanız iyice karıştıysa biraz daha karıştırmaya devam edeyim. 😊

Bu anlattıklarıma ilave olarak Dünya tarafından kabul görmüş ve Abraham Maslow tarafından geliştirilmiş “Maslow İhtiyaçlar Piramidinden” bahsetmek istiyorum. Bu piramit insanın dünyaya geldiği andan itibaren ihtiyaç duyduğu şeyleri önceliklendirir. Piramide baktığımızda insanın en öncelikli ihtiyacının Fizyolojik (Yeme, içme, Tuvalet v.b.) ihtiyaçlar olduğunu görürüz. Piramidin en alt kısmındaki ihtiyaç karşılandıktan sonra piramidin bir üst katmanına çıkılabilir anlamına gelmektedir. İnsanların fizyolojik ihtiyacından sonra diğer ihtiyacı güvenli bir ortamda bulunmak. Bunu sağladıktan sonra da sahiplenilme (Anne, Baba, Eş v.b..) ve sahiplenme (Çocuk, Araba, ev telefon v.b.) ihtiyacı hisseder. Bu ihtiyaçları da tamam olduktan sonra kendisini ifade edecek “değer ihtiyaç” arayışında olur. Bunlar toplumda saygın bir yer kazanmak, başarılı olmak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, hayvan haklarını korumak v.b. şeklinde ifade edilebilir. Bundan sonraki piramidin en üstündeki katman ise insanın kendini gerçekleştirmesi olarak ifade edilir. Bu katmana çıkan insanların sayısı çok çok azdır. Kendi dilimiz ile ifade edersek bu katman insanın “derviş olmuş” halidir. Nefsini terbiye etmiş dünyalık bir şeye ihtiyaç duymadan kendini ifade edebilen bir Yunus Emre bir Mevlâna olma halidir. Dünyalık zevk, heves ve çıkarlardan uzak kalabilme, bunlar olmadan yaşayabilme halini ifade eder.

maslow

Şu ana kadar paylaştığım 3 grafiğin analizini birlikte yapalım. Buradan mutlu olma halinin nasıl olabileceğini ve mutluluğu nasıl yakalayabileceğimizi bulmaya çalışalım.

İnsanların mutlu olabilmesi için öncelikle piramidin ilk iki katmanında bulunan ve dünya mutlu ülkeler tablosunda bulunan ülkelerin sahip olduğu kriterlerin öncelikle gerçekleşmesi lazım. Söz gelimi Sağlık ve Özgürlüğün olmadığı bir durumda insanlar elbette mutluluktan bahsedemezler. Evini geçindirmekte zorlanan bir insanın, savaş şartlarında mülteci olan bir insanın mutluluğundan elbette bahsedemeyiz. Dolayısıyla bu ülkelerde ortalamada insanların diğerlerinden daha mutlu olması ihtiyaçlarının diğerlerinden daha fazla karşılandığından kaynaklanmaktadır. Yani insanın ihtiyacını ne kadar karşılarsan insanı o kadar mutlu edersin. Bu söz doğru fakat bir yere kadar… Bu söz tamamen doğru olsaydı bu ülkelerdeki intihar oranlarının bu kadar yüksek çıkmaması gerekirdi. İşte bu durumda intihar oranlarının fazla olmasının sebebi insanın ihtiyaçlarını sonsuz olarak karşılasanız da bir noktadan sonra hiçbir şeyin tatmin etmediği bir insan haline dönüşmenizin söz konusu olmasıdır. Bu yüzden piramidin en üstüne doğru çıkabilen insan sayısı çok azdır. İnsanların çoğu piramitteki “ait olma” ve “kendini değerleme” ihtiyaçları arasında gidip gelmekte ve bunların karşılandığı oranda mutlu olabilmektedir.

Bu yüzden artık;

  • Facebook ve instagramda aldığı beğeni az diye mutsuz olan,
  • Arkadaşı 5 dk. geç kalınca sinirden çılgına dönen,
  • Tuttuğu takım yenildi diye hayatı kendine zindan eden,
  • Sıkıntı ve dertlerle yüzleşmek yerine onları sürekli erteleyen,
  • İstediği yemeği yiyebilmek için kilometrelerce yol gitmekten geri durmayan,
  • Whatsapp’ta mesaj atınca geç cevap verdi diye sinirlenen,
  • Gülümsemenin yetmediği çılgınlar gibi eğlenmeyi isteyen,
  • Hep “Daha Fazlasını İste” mesajına maruz kalan,
  • Trafikte sürekli gergin ve her yanlış hareket yapana küfreden insanlar haline geldik.

Dünyada yapmaktan en çok zevk aldığınız şeyi düşünün. Bu şeyi onlarca ya da yüzlerce kez yaptığınızı hayal edin. Evet artık o çok zevk veren ve sizi mutlu eden şeyin, artık sizi de mutlu etmez hale getirdiğini göreceksiniz. Bir noktadan sonra insanı hiçbir şeyin tatmin etmediğini görüyoruz. Hayatımıza konfor olarak giren şeyler belli bir süre sonra standart haline gelince, insanlar bir üst konfora geçmek istiyor. Ama dünyada ulaşabileceğiniz konforun da belli bir sınırı var. Bugün dünyanın en zengin adamında da ben de de aynı telefon var. Giydiğimiz kıyafetlerin kalitesi arasında dağlar kadar farklar artık yok. Elbette herkes Ferrari’ye binmiyor fakat ekonomik olarak sınıf farkları eskiye göre çok azaldı. Hala bir Köşk’te oturmuyoruz ama bizim evlerimizde neredeyse köşk kalitesinde. Küreselleşmenin birçok kötü sonucunun yanında bu yönden bir iyi tarafı olduğunu da söyleyebiliriz.

Dünyanın bu gün geldiği noktada piramidin en alt 2 katmanından yukarıya çıkan insanların sayısı hiç bu günkü kadar fazla olmamıştı. En basitinden, eskiden insanların nasıl yıkandığını, sıcak suya nasıl ulaştığını ve nasıl kıyafetler giydiğini düşünün. Şimdi çöpe attığımız bir kıyafet için bundan 200 yıl önce insanlar günlerce emek harcıyordu! Bunlarla birlikte artık her şeye daha kolay ulaşabilmek insanların fazla bir emek sarf etmeden istediğini elde etmesi mutlulukların daha geçici olmasına tatminsiz bir hayat yaşamamıza sebep oldu.

Tanıdığınız en yaşlı insanın yanına gidin ve hayat ile ilgili konuşmalarına bakın göreceksiniz ki elinde olduğu kadarıyla yaşadığı hayat için Allah’a şükür halindedir. Bir de bu zamanda yetişen ve her istediği gerçekleşen 10 yaşındaki çocuklarla konuşun. Sınırsız oyuncakları, mükemmel bilgisayar oyunları var ama çocukları tatmin etmek bu zamanda artık çok zor bir hale geldi.

Bu kadar açıklamadan sonra işin çözümüne yani “Mutlu Olabilmenin” ne olduğuna gelirsek benim tespit edebildiğim 5 etkeni paylaşmak istiyorum.

  1. Mutluluğu yakalamakta en önemli unsur “Kanaat” etmek.

Bize verilenlerle mutlu olabilmeyi öğrenmek. Çünkü insan olarak nefsani olarak isteklerimizin sonu gelmeyecek. Onu yedirdikçe dediklerini yaptıkça, içimizdeki “Canavarı” daha da büyütmekten başka hiçbir şey olmayacak. Mutlu olmanın 1. Formülü kesinlikle kanaatkâr olmak.

  1. Mutluluk dediğimiz şey; İstediğimizi elde ettiğimizde değil, elde etmeye giden süreçte sona yaklaştığımız andır.

İmkânınız olduğunda yeni bir araba almanın heyecanı ve keyfi arabayı aldıktan sonra aldığınız keyiften çok daha fazladır. Bir süre yeni arabanız olduğuna sevinirsiniz sonra geçer. Bu örneği çoğaltabiliriz. Tatile gittiğiniz anı düşünün, arkadaşlarınızla özel bir günde buluşmak için hazırlandığınız zamanları düşünün, iş yerinde bir projeyi başardığınız başarmaya yaklaştığınız anı düşünün. Bu süreçler insanın hayatındaki en mutlu anlara denk gelmektedir.

  1. Mutlu olmaya çalışmayın. Pozitif yaşayın. Huzurlu olmayı isteyin.

Bütün amacınız mutlu olmak üzerineyse bu durum sizi bunaltan esas sebep olabilir.  Bir insanın yaşadığı ömrü tamamen mutlu ve tamamen üzgün olarak geçirmesi düşünülemez. Hayat “anlardan” ibarettir. Geriye döndüğünüzde bu anların üzerinizdeki etkisi ile mutluyum ya da mutsuzum dersiniz. Bazen öyle bir şey olur ki her şeyi siler süpürür sizi çok mutlu ya da çok üzgün yapar. Bize düşen nefesi sayılı ömrümüzde anın farkında olarak ve düzgün yaşamaya çalışmaktır. Bu yüzden mutluluk kelimesi yerine “Huzur” kelimesini kullanmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Başka dillerde karşılığının tam olmadığını düşündüğüm kadim kültürümüzden bize gelen çok güzel bir kelime “Huzur”.  An’ı değil bir süreci ifade eden belli bir olgunluk seviyesindeki insanların kullanılabileceği bir ifade bu.

  1. Ömür boyu sönmeyecek bir Işığınız / İdealiniz / Davanız olsun.

Bu ışık öyle bir ışık olmalı ki son nefesinize gelseniz bile bu amacınız için çalışmaktan uğraşmaktan geri durmamalısınız. Bu ışığınız sayesinde bir ömür odağınızı kaybetmeden yaşar ve gerçek mutluluğu yakalarsınız. Mevlâna ve Yunus Emre gibi gönül erlerini ayakta tutanın bu sönmeyen ışıkları olduğunu düşünüyorum.

  1. Kendinizi mutlu etmek için değil başkalarını mutlu etmek için yaşayın.

Kişisel Gelişimcilerin söylediğinin tam tersini söylüyorum. Kendiniz için yaşamayın.  Başkasını mutlu etmenin verdiği hazzı başka hiçbir haz ile karşılaştıramıyorum. Yaptığınız iyiliklerle, en başta yakın çevrenizden başlayarak mutlu edebildiğiniz insanların sayısını arttırın. Bir yakınıma hediye almak bana alınan hediyeden benim için daha mutluluk vericidir. Eğer ben kendimi mutlu etmekten daha mutlu oluyorum diyorsanız bu sizin hayatı daha ben merkezci yaşadığınızı gösterir. Bu durumdan kurtulmadan mutluluğu yakalamanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar bana hayatın öğrettiğinden öğrendiğim şudur:  Bencil insanlar hiçbir zaman gerçek mutluluğu yakalayamazlar. Bu yüzden bencillikten kurtulmak gerekir. Bunun da ilacı fedakârlık yapmaktır. Bunu yaptığınızda daha iyi bir insan olmaya başladığınızı ve daha mutlu olduğunuzu göreceksiniz. Piramidin en üst katına çıkabilmekte ancak bu şekilde olur diye düşünüyorum. Hiçbir mecburiyeti yokken Afrika’daki insanlara gidip yardım eden “Yeryüzü Doktorları” bu mutlular silsilesinin en güzel örneği. Gidenlerin hayatlarını ve hikayelerini mutlaka okuyun, dinleyin

Umarım daha huzurlu bir hayat yaşama yolunda ufak da olsa bir nebze katkım olmuştur. Sizlerin değerlendirme ve yorumlarınız benim de ufkumun genişlemesine sebep olacaktır.

Gelecek yazıda buluşmak üzere inşallah…

Selametle

Gökhan…