İçinden Geldiği Gibi Yaşayamamak

Şu sınırlı ömrümüzde birçok açıdan kuşatılmış durumdayız. Hayallerimiz var. Yapmak istediğimiz şeyler var. Yanlış olduğunu bildiğimiz halde kurtulamadığımız hatalarımız / günahlarımız var… Bunların hiçbirini gerçekleştiremiyor ve hayatımızı istediğimiz şekilde yaşayamıyoruz.

Neden?

Ne yapsak ne etsek de içine düştüğümüz bu sarmaldan kendimizi kurtarsak?

Kendi içimde yıllarca aradığım ve sonunda cevabını bulduğumu düşündüğüm bu konuya sizinle birlikte bakalım istedim.

Konu size yeterince sıkıcı gelmediyse ve ilginizi çektiyse o halde devam ediyorum. 😊

İnsanın başına endişe edeceği bir sürü şey gelebilir. Ölümden endişe etmek, sağlıktan endişe etmek, işe geç kalmaktan endişe etmek v.b… Bu endişelerin içinde bana göre en kötüsünün “insanlar ne der acaba” endişesi olduğunu düşünüyorum.

Bu endişeyi Şair İsmet Özel’in dile getirdiği gibi söylersek;

nederleracaba.jpg

Bu cümleyi ilk okuduğumdan çok etkilendiğimi ve irkildiğimi hatırlıyorum. Çünkü gerçekten de sürekli tepemizde yaptığımız ve yapacağımız hareketleri insanların ne diyeceğine göre değerlendiren bir “put” ile karşı karşıyayız.  Hayatı böyle yaşamaya başlayınca zaman içinde kendi düşünce ve fikirlerinden sıyrılmış tamamen toplumun ve çevrenin yorumlarına göre hareket eden insanlar haline geliyoruz. Siz de bu “put”un hayatınızda olup olmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Nasıl mı? Size birkaç ipucu vermek istiyorum.

  • Kıyafet seçimlerinizde kendi beğendiklerinizi mi yoksa başkalarının sizin üstünde gördüğünde beğeneceği kıyafetleri mi seçiyorsunuz?
  • Tartışılan bir konu hakkında gerçek fikrinizi beyan etmek yerine, bulunduğunuz ortama göre hiç cevap vermemeyi ya da cevap verdiğinizde sizin hakkınızda ne düşüneceklerini mi hayal ediyorsunuz?
  • Doğru olduğunu bildiğiniz halde, arkadaş ortamınızdan ve çevrenizden farklı olmamak için kendi doğrularınızdan vazgeçiyor musunuz?
  • Gerçekleştirmek istediğiniz hayaller var fakat bunları yaptığınızda toplum tarafından nasıl karşılanırsınız diye mi çekiniyorsunuz?
  • Saçlarınızı istediğiniz bir modelde kestirmek istediğiniz halde beğenilmem / tepki görürüm endişesiyle istediğiniz gibi yapamıyor musunuz?
  • Sırf bulunduğunuz gruptan ayrı kalacaksınız ve tepki göreceksiniz diye sigara içmek v.b. kötü alışkanlıklara devam ediyor musunuz?

Bu soruların bir veya birkaçına verdiğiniz cevap evet ise sizin de hayatınızda “Ne derler acaba” tabusu yer alıyor demektir. Şu kısacık ömürde toplumun baskısı sebebiyle Allah’ın istediği gibi “Dosdoğru” bir insan olamamak ne kadar büyük bir acı. Yapabileceğin birçok şey varken sırf çekindiğin için, endişe ettiğin için hayallerini gerçekleştirememek ne kadar zor.

eladam

Geçenlerde arkadaşımla sohbet ederken mesaili bir işte çalışmak yerine bir çiftlik kurup kendi işinde çalışmak istediğinden, fakat bulunduğu statü ve toplumun bakış açısı sebebiyle bir türlü istediği hayalini gerçekleştiremediğinden bahsetmişti. Tam da bu muhabbetin üzerine bankacılığı bırakıp pazarcılık yapmaya başlayan adamın hikayesi televizyonlarda gündeme geldi.  Arkadaşım ve bu haber üzerine işte bunları tekrar hatırladım. Şöyle sosyal medyadaki arkadaş gruplarınızdan yapılan paylaşımlara ve hatta kendi yaptığınız paylaşımlara bakın. Birçoğunun arka planında insanların kendini topluma iyi /güzel / mutlu göstermek istediklerine dair paylaşımlar göreceksiniz.

Aslında ait olmadığınız bir yerde misiniz?

sarc4b1msakmandalina.png

Yaptığı iş sebebiyle ödül alan insanlar, doğum günü / evlilik kutlamaları, güzel bir yemekten bir enstantane, gittiği 5 yıldızlı otel tatilinden bizi özendirecek paylaşımlar, kimsenin gitmediği bir yere gidip oraya gittiğini bize göstermeye çalışanlar ve buna benzer birçok paylaşımı rahatlıkla bulabilirsiniz. Artık öyle bir hale geldik ki arkadaşlar bir araya geldiğinde selfie çekilmese, güzel bir yere gidildiğinde fotoğraf paylaşılmasa, Kitap okunduğunda yanına kahveyi koyup kitap okuyorum “story” si koyulmasa aslında bu etkinliklerinde hiçbir anlamı yok noktasına geldik.

Siz hiç işten atıldığında, eşinden ayrıldığında, bir yanlış yaptığında, çocukları kötü karne getirdiğinde, ayın sonunu getiremediğinde, insanların görmesini istemediği bir durumunu paylaşan birisini gördünüz mü? Ben bugüne kadar görmedim. İstisnalar vardır belki ama genel durum bu şekilde değil mi?

Neden böyle oldu peki?

Çünkü bu reklamcıların tabiri ile “PR” yani imaj çalışması.

Cümle rahatsız edecek belki ama “Kendi reklamımızı yapıyoruz.”

Siz izlediğiniz herhangi bir reklamda reklamı yapılan ürüne ait kötü bir şey söylendiğini duydunuz mu?

Evini satan müteahhit ev çok güzel ama kışın üşürsünüz dedi mi hiç? Reklamlarda lıkır lıkır içilen kolanın aslında nasıl bir şeker komasına sebep olduğunu söyleyen oldu mu? Ucuz diye sattığı deterjanın aslında tüm lekeleri çıkarmadığını söylediler mi? Söylenmez. Çünkü adı üstünde reklam yapıyorlar. Çünkü reklam, bir şey aslında tam olarak iyi olmasa bile “iyi gösterme çabasıdır.”

İşte bu kapitalist sistemin içinde bizde kendimizi çevremize ve başka insanlara “iyi gösterme çabası” içindeyiz. Bizden bahsedilsin yaptıklarımız insanlar arasında konuşulsun diye birçok şeyi paylaşma gayreti içindeyiz.

İşin garip tarafı şu; Bir taraftan ne derler acaba diye düşünürken, diğer taraftan da iyi desinler diye daha çok çabalıyoruz. Artık bunu fark etmenin ve bu düzeni bozmanın zamanı olduğunu düşünüyorum.

umudunu kaybetme

İşte ben de bu yüzden tüm paylaşımlarımı “fikir” bazlı yapmaya, gerekmedikçe de bir şey paylaşmamaya özen gösteriyorum. Sırf bu yüzden yıllardır saçımı 3 numara yapmak için çekinirken saçlarımı 3 numara tıraş ettirdim. Çünkü başkalarının sesini dinlerken kendi sesimi duymayı unuttuğumu fark ettim. Artık önce kendi sesimi dinliyor, sonrasında gerek görüyorsam başkalarının seslerinden kendime değer verdiklerim içinden gelen sesleri dinliyorum.

Burada altını çizmek istediğim bir husus daha var. Sevdikleriniz için fedakârlık yapmak, onları mutlu etmek için yaptıklarınız bu yazının konusu dışındadır. Kendi nefsi isteklerimizden vazgeçerek ne kadar başkalarına faydalı olmak üzere bir hayat yaşarsak işte o zaman gerçek manada insan olmuş, kul olmuşuz demektir.  Yunus Emre, Mevlana, Şeyh Edebali gibi gönül dostları bu fedakârlıkları yaparak gönüllere sultan olmuşlardır.

İstanbul Kadılığı görevinden vazgeçip “insanlar ne der acaba” diye düşünmeden, nefsini terbiye etmek için İstanbul Sokaklarında ciğer satan Aziz Mahmut Hüdai Hazretlerini bu noktada çok iyi anlamak gerekiyor. Onun “Putu” kadı olmasıydı. O Putunu yıktı. Bu sayede bugün binlerce insanın andığı bir insan haline geldi.

magaraadam

İnsanları kendini iyi göstermek için memnun etmek ile hizmeti nimet bilerek memnun etmek arasında dağlar kadar fark var elbette.

Bu dünyaya gönderiliş amacımız bize verilen görevleri yerine getirmek. Eğer bu puttan kurtulamazsak görevlerimizi yerine getiremeyeceğimize göre bir an önce bu “putu” parçalamanın yolunu bulmamız gerekiyor.

Hadi sende düşün söyle şimdi…

Senin Put’un ne?

Kırmak için neyi bekliyorsun?

Selametle…

 

Reklamlar

İçinden Geldiği Gibi Yaşayamamak” için 2 yorum

  1. Eline yüreğine sağlık gündeme foto tutmuşsun 👏🏼

    Beğen

  2. Bu güzel anlatım için tebrik ederim. Umarım bir çok insan’a cesaret verir!

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close